Fazla Kiloya Kronik Hastalık Yönetimi Gibi Yaklaşılabilir mi?
Son dönemde bazı hekimlerden şu görüşü duyuyoruz:
“GLP-1 tedavilerine karşı değilim ama GLP-1 iradeyi kullandırmıyor. Çünkü ilaç iştahınızı azaltıyor. Bıraktığınızda da kilolar geri gelebiliyor.”
Bu görüşün üzerinde düşünmeye değer bir tarafı var. Çünkü sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmadan yalnızca ilaçla kilo vermek, uzun vadeli kilo yönetimi için tek başına yeterli olmayabilir.
Ancak burada sormamız gereken daha temel bir soru var:
Kilo vermek gerçekten sadece bir irade meselesi mi?
Bu konuyu daha önce “Kilo Vermek Neden Bu Kadar Zor?” başlıklı blog yazımızda, Dr. Rocio Salas-Whalen’ın Weightless kitabından da yararlanarak ele almıştık.
Bazı insanlar kilosunu yıllarca dengede tutabilirken bazıları neden sürekli açlıkla mücadele ediyor? Neden bazı kişiler çok daha kolay kilo verirken bazıları aynı çabaya rağmen zorlanıyor? Ve neden verilen kilolar bazı kişilerde tekrar tekrar geri geliyor?
Sorun gerçekten irade mi, yoksa biyolojinin de bunda önemli bir payı var mı?
Oprah Winfrey’nin yıllarca kendisine sorduğu soru
Amerikalı talk-şovcu Oprah Winfrey bu konuda kendi yaşamından çarpıcı bir örnek veriyor.
Hayatının pek çok alanında son derece disiplinli olduğunu, kariyerindeki başarısını da büyük ölçüde bu disipline borçlu olduğunu anlatıyor. Buna rağmen yıllarca kilosuyla mücadele ettiğini ve kendisini “iradesiz” olmakla suçladığını söylüyor.
Burada önemli bir çelişki var: Hayatının hemen her alanında disiplin gösterebilen bir insan, neden yalnızca kilo konusunda iradesiz olsun?
Belki de mesele yalnızca irade değildir. Belki bazı insanların biyolojisi kilo almayı kolaylaştırıyor, kilo vermeyi ve verilen kiloyu korumayı ise diğer insanlara göre daha zor hale getiriyor.
Dr. Rocio Salas-Whalen da Weightless kitabında bu biyolojik farklılıklara dikkat çekiyor. Genetik yapı, açlık ve tokluk sinyalleri, enerji dengesi ve metabolik faktörler nedeniyle bazı insanların kilo yönetiminde diğerlerinden daha fazla zorlanabileceğini anlatıyor.
Açlık yalnızca “kendini tutmakla” ilgili değil

Vücudumuzdaki açlık ve tokluk mekanizmaları son derece karmaşık.
İnsülin metabolizması, leptin gibi enerji dengesi ve tokluk sinyallerinde rol oynayan hormonlar, ghrelin gibi açlıkla ilişkili hormonlar, bağırsak-beyin iletişimi, genetik yapı, uyku, stres, kullanılan ilaçlar, yaş ve menopoz gibi hormonal değişimler kişinin kilosunu ve yeme davranışını etkileyebiliyor.
Dolayısıyla sürekli açlık hisseden bir kişiye yalnızca: “Daha az ye, iradeli ol.” demek, çoğu zaman problemin biyolojik tarafını gözden kaçırmak anlamına geliyor.
Son yıllarda obezite tedavisinde yaşanan en önemli paradigma değişikliklerinden biri de tam olarak burada ortaya çıktı.
Hekimler artık yalnızca kişinin ne kadar yediğine değil, neden daha fazla açlık hissettiğine, neden yeterince doymadığına, neden kafasında sürekli yemek olduğuna, metabolik durumuna ve kilo vermesini zorlaştıran biyolojik faktörlere de bakıyor.
GLP-1 temelli tedavilerin obezite tedavisindeki yükselişi de bu dönüşümün önemli parçalarından biri oldu.
Fazla kilo kronik bir hastalık gibi yönetilebilir mi?
Bugün obezite, irade eksikliği olarak değil, kronik ve tekrarlama eğilimi gösterebilen bir hastalık olarak değerlendiriliyor.
Bu bakış açısı çok önemli. Çünkü hipertansiyonu olan bir kişiye: “Tansiyonunu neden iradenle düşüremiyorsun?” denmiyor. Tip 2 diyabeti olan bir hasta, kan şekeri yükseldiği için ahlaki olarak yargılanmıyor. Hastalığı değerlendiriliyor, gerekiyorsa ilaç kullandırılıyor, risk faktörlerini azaltmak için kişinin beslenme, hareket, uyku ve diğer yaşam alışkanlıklarını iyileştirmek üzere önerilerde bulunuluyor.
Obezite yönetiminde de benzer bir yaklaşım mümkün.
Önce kişinin metabolik ve tıbbi durumu değerlendirilebilir. Hekim gerekli görüyorsa uygun tedaviyle kilo kaybı desteklenebilir. Ancak asıl hedef yalnızca tartıdaki rakamın düşmesi değil, verilen kilonun mümkün olduğunca korunabileceği yeni bir yaşam düzeninin kurulmasıdır.
İşte burada davranış değişikliği vazgeçilmez hale geliyor.
GLP-1 iradenin yerine mi geçiyor?

Bizce tartışılması gereken bir soru. GLP-1 iradenin yerine mi geçiyor, yoksa sorun irade dışında başka faktörler mi?
GLP-1 tedavilerini “iradeyi ortadan kaldıran ilaçlar” olarak görmek yerine, uygun hastalarda biyolojik engelleri azaltarak davranış değişikliği için bir fırsat penceresi oluşturabilecek tedaviler olarak değerlendirmek daha doğru olabilir.
Kişi sürekli açlıkla mücadele etmeden, kafasında sürekli yemek kavramı olmadan, porsiyonlarını düzenlemeyi öğrenebilir. Daha sağlıklı yiyecek seçimleri yapabilir.Yeterli protein tüketme alışkanlığı geliştirebilir. Hayatına daha fazla hareket, yürüyüş ve direnç egzersizi ekleyebilir. Uyku saatlerini düzenleyebilir. Stresini daha iyi yönetebilir.
Kısacası ilaç, doğru program içerisinde davranış değişikliğini kolaylaştıran araçlardan biri olabilir.
Suçlamak yerine tedavi edelim

Belki de obezite tedavisindeki en büyük değişiklik yeni bir ilaç değil, bakış açımızdaki değişikliktir. Kilolu kişiye: “ iradeli olman lazım” demek yerine önce onu anlamaya çalışmaktır. Metabolizmasını, tıbbi geçmişini, kullandığı ilaçları, hormonlarını, beslenmesini, hareketini, uykusunu, stresini ve sosyal çevresini değerlendirerek başlamaktır. Gerekli olduğunda hekim kontrolünde medikal tedaviden yararlanmaktır.
İradeyi suçlamayalım. Biyolojiyi anlayalım. Gerektiğinde tedavi edelim. Ve tedaviyi kalıcı yaşam alışkanlıklarını oturtarak tamamlayalım.
Sağlıklı yaşamı her birey hak ediyor.